HOŞGELDİNİZ(welcome)

HELLO MY FRIEND

hosgeldiniz gifleri 3 hosgeldiniz gifleri

 
GELİN BİR ve BERABER OLALIM
5000 yıllık tarihiyle, 1400 yıllık Türk-İslam Medeniyeti ile ve 82 yıllık Cumhuriyet birikimiyle Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve Türk Milleti, Avrupa ve Asya kıtalarının kesiştiği en tarihi ve stratejik bölgede yer almaktadır. Siyasi, ekonomik ve sosyal çatışmaların merkezinde ve hedefinde olduğu halde, tarihinden ve inancından aldığı güçle dimdik ayaktadır ve aynı zamanda tüm Türk-İslam dünyasının ve dünyanın mazlum milletlerinin son umududur. Var olduğu günden bu yana Türk Milleti, kendisini yükselten ve yücelten tarihi misyonuna sahip çıktığı dönemlerde insanlığa adaleti ve insan haklarını doya doya yaşatmış, teknolojiyi ve medeniyeti öğretmiştir. 21. yüzyıl Ulusal Egemenlik kavramının değiştiği bir yüzyıldır. Nitekim küreselleşmenin ideologlarından John Naisbitt şu yaklaşımı sergiliyor:?Büyük şirketlerin özerk ve küçük ünitelere bölünerek, daha iyi çalışabileceklerini görüyoruz. Aynı durum , ülkeler için de geçerlidir. Eğer dünyayı tek pazarlı bir dünya haline getireceksek, parçaları küçük olmalı??Asırlar boyu sinsi bir şekilde yürütülen siyasi,kültürel ve sosyal faaliyetlerin sonucunda yok olma tehlikesi ile karşı karşıya gelen Milletimiz, verdiği İstiklal Savaşı neticesinde Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde Kuvay-ı Milliye ruhu ile kendine dönmüş, bağımsızlığına kavuşmuş ve özgürlük mücadelesi veren milletlere örnek olmuştur.Atatürk, 1 Mart 1922?de yaptığı Meclis açılış konuşmasında şöyle diyordu: ?Her şeyden önce milli amacımız olan bağımsızlığımızı sağlamaya ulaşmaktan başka bir şey düşünemeyiz. Bu nedenle de bizce önemli olan mali gücümüzün, bu sonucu sağlamaya yeterli olup olmayacağıdır. …Memleketimizin gelir kaynakları, milli davamızın güvenle sonuçlandırılmasına yeterlidir. Yoksunluklar içinde olsa da milli gücümüz, bugüne kadar olduğu gibi, dış devletlerden borç almadan memleketi yönetecek ve amacına ulaştırabilecektir.?Mustafa Kemal, yeni kurulan devletin ?tam bağımsız? olabilmesi için ?ekonomik bağımsızlığın? şart olduğunu özellikle vurgulamış, kapitülasyonları kaldırmıştır. 1923′te İzmir’de İktisat Kongresi düzenleyerek Milli ekonomiyi canlandırmaya çalışmıştır. Kongrede, ulusal bağımsızlık ilkesi?nden kesinlikle vazgeçilmeyeceği ve bu ilke içinde kalkınmanın gerçekleştirileceği kararlaştırılmıştır.Yani bağımsızlık ile kendi ayakları üzerinde durabilen bir ekonomi arasında direkt bir bağ vardır.Devletimizin kurucusu Atatürk’ün döneminde, yani 1938′e kadar çeşitli sahalarda kalkınma plan ve projeleri uygulanmış ve çok büyük başarılar elde edilmiştir.Bu dönemde kalkınmada uygulanan Milli Model ile ülkemiz Belçika?ya uçak ihraç edecek seviyeye ulaşmıştır. Fakat Atatürk’ten sonra ülke tekrar siyasi, kültürel, ekonomik vs. topyekün bir kuşatma altına alınmış; Batılı devletler, Mustafa Kemal döneminde hayata geçiremedikleri SEVR projesini AB ve IMF yoluyla gerçekleştirmeye başlamışlardır.Uluslar arası şirketlerin devletimizin bütçesine yön verdiği IMF ve Dünya Bankası kıskacında ülkemizin kaynaklarının ve her türlü imkanlarının kullanıldığı, özelleştirmenin, KİT?lerin satışının, Uluslar arası Tahkim?in, tahdit kanunlarının ve AB?ye uyum adı altında çıkarların yasaların hayata geçirildiği bir süreçte Türkiye, hakikatte ?bu küçük parçalara ayrılma projesi?ni yaşamaktadır.Ekonomik bağımsızlığın, devletlerin bağımsızlığında gün geçtikçe daha belirleyici bir esasa dönüştüğü bir dünyada yaşıyoruz.

Anadolu topraklarının altında kefensiz yatan sayısız şüheda ecdadımızın kemiklerinin sızlatıldığından dolayı rahatsız olanlar ve uykuları kaçanlar bir daha düşünün.
Anadolu topraklarının içine saklanmış, ilahi kudret tarafından yerleştirilmiş olan eşsiz maden yataklarımızın,milli hazinelerimizin kapılarının; Müslüman Türk milletine kapatılmasından, bu milletlin ve bu vatanın düşmanlarına ardına kadar açılmasından ötürü rahatsız olup uykularını terk edenleri sağ duyulu olmaya davet ediyorum.

Yine bu eşsiz güzellikler ve özellikler taşıyan,cennet vatanımızın sahiplerinin, çilekeş vatandaşlarımızın emeklerinin ve alın terlerinin toplanıp haçlılara peşkeş çekilmesinden ötürü acı ile kıvranan vatanperverleri bir daha aklı selimle düşünmeye davet ediyorum.
Vatanperver vatandaşlarımızın vatan namustur satılmaz feryadına rağmen, vatan topraklarının altındaki madenleri ile birlikte, altındaki şehit mezarları ile birlikte ecnebilere satılmasından ötürü vicdan azabı çekenler,çaresizlik içinde kıvrananlar, vatan namustur satılmaz ilkesinde ısrar edenler,bir de Prof Dr. Haydar Baş beyi dinlemeye gayret edin.

Vatan için,bayrak için, sonraki nesillerin istiklalini temin için canlarını ve kanlarını sebil eden şehitlerimiz hakkında kelle ifadesini kullanmaktan utanmayanların,sıkılmayanların defterlerini dürmek isteyenleri BTP saflarına davet ediyorum.
Bebek katiline sayın diyerek ve şehitlerimize de kelle diyerek bütün bir milletimizin bağrında derin yaralar açtığı halde hala ortalarda yalancı doktor edasıyla dolaşanlara, sandık başında sayın baylar güle güle demek için Prof.Dr. Haydar Baş’ın liderliğinde dalgalanan BTP bayrağı altında toplanmaya davet ediyorum.
Minareler süngü kubbeler miğfer şeklinde şiir okuyarak kahraman olup milletin oylarını aldıktan sonra, altı buçuk yıllık iktidarı süresince misyonerlerin ve misyonerliğin önünü açanlara, dinler bahçesi adı altında kurdele kesenlere,haçlıların isteği doğrultusunda düzenlemelerle on binlerce kilise açanlara sandık başında hesap sormak isteyenleri saflarımıza davet ediyorum.
Bin yıldır bu topraklarda tevhid bayrağını dalgalandıran Müslüman Türk milletinin oyları ile iktidar koltuğuna oturduktan sonra,bu milletin inanç sistemi ile oynayanları,tevhid cümlesinden Muhammedürresulüllah kısmını silenleri,attıkları her adımla bu milleti haçlı limanına biraz daha yaklaştıranları yüksek sesle protesto etmek isteyenler,bu kötü gidişattan ötürü uykuları kaçanlar bize buyurun. Bebek katiline sayın şehitlerimize kelle denilmesinden rahatsız iseniz bize buyurun.
Vatan topraklarımızın bağrındaki şehit mezarları ile birlikte vatan düşmanlarına satılmasında ötürü uykunuz kaçıyorsa bize buyurun.

Emeğimizin,alın terimizin,servet ve sermayemizin haçlı siyonist tefecilerin elinde heba edilmesinden ve ettirilmesinden dolayı vicdan azabı çekiyorsanız bize buyurun.
Ecdat yadigarı camilerimiz,medreselerimiz dökülürken bizim paramızla kiliselerin tamir ettirilmesinden ve hayırlı olsun denilerek hizmete açılmasından ötürü uykunuz kaçıyorsa bize buyurun.

Müslüman Türk çocuklarının on iki yaşından önce Kur-an’la temasını yasaklayan yasa devam ettirildiği halde yine Müslüman Türk çocuklarının üç yaşından itibaren kiliselere,papazların kucağına taşınmasından rahatsız olanlar,uykusu kaçanlar bize buyurun.
AKP iktidarı altı buçuk yıldır AB ye girmek uğruna, onlardan gelen her talimatı milletimize dayattı,verilmedik taviz,satılmadık kurum bırakmadı, buna rağmen bir elli sene daha bekle talimatını aldı ve oturdu.AB nin ellinci yıl dönümü programına bile çağrılmadı.

AKP iktidarı teslimiyetçi ve tavizkar haliyle AB kapılarında kör topal yürümeye çalışırken,BTP lideri Prof. Dr. Haydar Baş,AB nin lokomotif ülkelerinden Almanya’da,tüm Avrupa üniversitelerinden gelen ilim adamlarına elini öptürdü.Tamamı profösör olan katılımcılar iki gün boyunca sayın Haydar Baş’ın Milli Ekonomi Modeli tezinin orjinalliğini,tüm ülkeler için bir çare bir çıkış formulü sunduğunu anlata anlata bitiremediler.

Daha mecliste dahi olmayan bir partinin lideri olarak Avrupanın ilim çevrelerine elini öptüren Haydar Baş’ın yarın iktidar olunca neler yapabileceğini varın siz hesap edin.
Anadolu topraklarını altında yatan yer altı zenginliklerini haçlı tefeciler değil,yabancı şirketler değil, yine bu ülkenin insanı Müslüman Türk milleti kullanmalıdır diyen, Vatandaşlık maaşı vadeden, Ev hanımlarına işçi statüsü kazandırıp emeklilik vadeden,
Sınavsız üniversite ve okuyan her çocuğa eğitim bursu vadeden,
Bekarlara faizsiz evlilik kredisi vadeden,
Devlet babadır ya vatandaşına iş bulur ya da aşını verir ilkesi doğrultusunda projeler geliştiren,
Köylü ve çiftçi gerçekten efendi olacak ve bizim iktidarımızda altın çağını yaşayacak diyen BTP iktidarında buluşmak üzere Saygılarımla ..
_________________
.

T U N A L I M

Bağımsız Türkiye Sevdalısı Olmak Şereftir!
Tohum Saç, Bitmezse Toprak Utansın! Hedefe Varmayan Mızrak Utansın! Hey Gidi Küheylan.. Koşmana Bak Sen! Çatlarsan, Doğuran Kısrak Utansın! …
Mehmet Tunabaş:BTP Biga İlçe Başkanı….

http://www.google.com/sky/ (GOOGLE SKAY ile uzayı izleyin)

BU ÜLKE ANAYASASINI ÇANAKKALE’DE YAZMIŞTIR

 

BTP Genel Başkan Yardımcısı Ahmet Erimhan, hükümetin bölücülük ile iktidarı arasındaki tuzaklı yol için bu Anayasayı ülkeye dayattığına ve ülkeyi feda ettiğine işaret ederek, “Çözüm arayanlar, kardeşlik isteyenler, ülkeyi bir ve beraber etmek isteyenler adreslerini Çanakkale’de bulabilirler” dedi

Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) Genel Başkan Yardımcısı Ahmet Erimhan, bu ülkenin Anayasasının Çanakkale’de yazıldığını kaydetti. Anayasa tartışmalarına değinen Erimhan, “Türkiye’nin son 150 yılı Anayasa tartışmaları ile geçmiştir. 1856 Islahat Fermanı’ndan başlayarak günümüze kadar ülkemizin temel mesaisi hep Anayasa üzerine olmuştur. 150 yıldır sonu gelmeyen Anayasa değişikliklerine rağmen ne ilginçtir ki ülkemizin ‘Anayasaya olan ihtiyacı’ hiç bitmemiştir!” dedi.

Anayasa talepleri dışarıdan

Türkiye’nin anayasa geçmişini analiz eden Erimhan, şu tespitlerde bulundu: “Bu garip ve normal olmayan 150 yıllık Anayasa döneminin 3 temel özelliği olmuştur:

1- Anayasa değiştirme talepleri hep ‘yabancı’ kaynaklıdır.
2- Ülke İdarecileri yabancılarının taleplerini ‘Anayasa değişikliği’ olarak örtülemiştir.
3- Hükumetler iktidar olmalarını Anayasa değişikliklerini realize edebilmekte görmüştür.”

“Yabancıların ya da azınlıkların talepleri için ‘yerine getirmezsiniz bölünürsünüz ya da biz size zorla kabul ettiririz’ yollu arka plan dayatmalar insanımıza bazen hürriyet, bazen değişim, bazen demokrasi bazen açılım diye ama ‘Anayasa’ adı ile yutturulmuştur” diyen Erimhan, şunları kaydetti:

“Yazık ki hiçbir Anayasa değişikliği ülkemize ne hürriyet, ne barış ne zenginlik ne de saadet getirmiştir. Samimiyetten uzak ‘milletin çıkarları’ yerine gerçekte ‘yabancılara ve azınlıklara’ ön açan Anayasalar ülkeyi 1 adım ileriye götürmek yerine hep geriye itmiştir. Yazık ki hükumetin gündeme taşıdığı ve Başbakan’ın Haziran 2012’ye kadar ömür biçtiği son anayasa değişikliği süreci de aynı tarihi kaderin izinden yürümektedir. Söz konusu değişiklikleri bu ülke insanı ilk defa Washington’da yapılan bir toplantıda duymuştur. Açılım Projesi ismi ile Hükumetin başlattığı sürecin devamı olan Anayasa değişikliği, CIA kontrol ya da etkisinde çalışan stratejist David L. Phillips’in 15 Ekim 2007 tarihinde hazırladığı Kürdistan İşçi Partisi’nin ( PKK ) Silahsızlandırılması, Dağıtılması ve Yeniden Entegre Edilmesi raporuna dayanmaktadır.”

Gayri milli bir Anayasa olacak

BTP Genel Başkan Yardımcısı Ahmet Erimhan, bu hali ile son Anayasa değişikliğinin de gayrı milli, yabancı merkezli olacağına işaret ederek, şu görüşleri öne çıkardı:

“Gerçekte bu Anayasa millete dayatılmaktadır. Dahası terörist ile yapılan pazarlıklar kamuoyuna yansımıştır. Ortada bırakınız silahını bırakmayı, silahını millete daha da doğrultmuş bir terör örgütü vardır. Bu şartlar altında ‘PKK ile pazarlığın sonucu olarak gözüken Anayasa değişikliği paketi’ kabul edilemez. Bırakınız ‘uzlaşma, uzlaşma’ dediklerine, yapılan uzlaşmanın Milletle hiçbir ilgisi yoktur. İktidarın uzlaşma adresi bellidir! Hükümet PKK ile AB ile ABD ile varılan uzlaşmanın millete onaylatılmasına Anayasa dememizi istiyor. Halkı kendilerine suç ortağı yapmayı hedefliyor. Bağımsız Türkiye Partisi bu sürecin dışındadır. Bu Anyasanın ülkeye huzur değil kavga, birlik değil ayrılık getireceğinden emindir. Çünkü ülkenin sorunu Anayasamızın yetersizliği değildir. Ülkenin sorunu idare ve zihniyet sorunudur. Milletin Kürd’e, Türk’e, Çerkes’e baba gibi şefkat gösteren bir lidere ihtiyacı var! Baba evladı için kötülük düşünmez. Evlad da babasına ihanet etmez. Bu akla ve imana aykırıdır. O nedenle Türkiye iktidarını millileştirdiğinde Kürt sorununu da çözmüş olacaktır.

Bu ülke Anayasasını İstiklal savaşında yazmıştır! Emperyalizme karşı Çanakkale’de koyun koyuna yatan Diyarbakırlı ile Edirneli, Vanlı ile Antepli Kürt ile Türk, Çerkez ile Arnavut Anayasalarını şehadet şerbeti ile şereflenerek kaleme almışlardır. Çözüm arayanlar, kardeşlik isteyenler, ülkeyi bir ve beraber etmek isteyenler adreslerini Çanakkale’de bulabilirler. Bu vesile ile belirtelim ki; Hükümet bölücülük ile iktidarı arasındaki tuzaklı yol için bu Anayasayı ülkeye dayatıyor ve ülkeyi feda ediyor! Anayasa değişikliği yalanının arkasına saklanmış Türk – Kürt ayrımcılığına hizmet eden yol ve yöntemler çıkmaz sokaktır. Milletimiz bu tuzağa düşmemelidir, ayık olmalıdır. Tarihi bir kırılmadan geçtiğimiz ve telafisi olmayan bu süreçte insanımız gelişmeleri yakından izlemeli, dayatılana – propaganda edilene değil hakka – hakikate kulak vermelidir. Çanakkale’de yatan şehitlerimizi unutmamalıdır!”
TUNALIM…

“Dünya Küresel Sistemi” Çökmeye Mahkumdur”

 

Bugünkü “dünya sistemi”ni kuran ve bu sistemin öncülüğünü yapan Bat ı toplumları ve ABD’dir. Japonya ve Çin gibi Asya toplumları, ancak Batı toplumlarının desteği ve aşısıyla gelişmektedir. Batı’ya entegre olmuştur ve kendi başlarına hiçbir güçleri yoktur. İslam coğrafyasındaki toplumlar ise dünya sosyal-ekonomik politikalarında ve siyasetinde hiçbir şekilde rol sahibi değildir. Dünya, giderek Batı toplumlarının yönetiminde “tekelleşmiş”tir.Batı toplumları da, ABD özelinde “tekel bir konsorsiyum”a dönüşmüştür. ABD’yi ise bir “aile grubu”yönetmektedir. Özellikle 2. Dünya savaşından sonra giderek İngiliz-Amerikan ittifakı, Amerika’nın öncülüğüne ve özelde de “Amerika’nın derin gücü”nün yönetimine dönüşmüştür.
“Yıldız aileleri”nden meydana gelen bu “derin küresel güç”, bugün küresel ekonomiyi, teknolojiyi, bilimsel vakıflar aracılığıyla bilim adamlarını elinde tutmaktadır. İblis aşılı “Roma, Yahudi ve Grek kültürü”nün bir çağdaş versiyonu olan bugünkü “pragmatist batı normları”, yine Lüsifer maskeli İblis’in çağdaş aşısıyla”New-Age felsefesi”ne dönüşmüştür. Tüm dünya toplumları adeta kişiliklerini, kültürlerini ve hatta siyasetlerini bu “küresel kültürün temsilcileri”ne teslim etmişlerdir. Ne toplumlar içi farklılaşmanın, sosyal grupların ve siyasetin bir önemi kalmıştır ne de dünya çapında ayrı ayrı toplumların dünya politikasında bir rolü ve etkinliği söz konusudur.
Bu İngiltere ve ABD’de merkezileşmiş olan “küresel güc”ün, dünyaya yönelik siyasi-stratejik planları işlemektedir. Küresel güç hangi olayı nasıl geliştiriyor, yorumluyor ve yönlendiriyorsa, o öyle kabul edilmektedir. Adeta kuyruk haline gelmiş diğer toplumların, bu konularda ne bir görüşü ve ne de alternatif gücü söz konusu değildir. Dünyada mevcut bulunan “BM ve benzeri ekonomik küresel kuruluşlar” da, bu “derin küresel siyaset”in aracı ve uygulayıcısı olmaktan öte bir şey değildir. Dünyadaki mevcut krizler, kaos, kargaşa, zulümler; özellikle de İslam coğrafyasında meydana gelen “insanlık dışı dramlar ve buna seyirci kalınması”, bu tespitimizi doğrulayan örneklerdir.
Bir toplumu yahut dünya çapında toplumları ayakta tutacak olan “temel enerji”; sosyal, ekonomik, siyasal farklılaşmalardır. Farklılaşma, toplumu toplum yapan en temel güçtür. Dünya genelinde de mevcut toplumlar arasındaki sosyal, siyasal ve ekonomik farklılaşmalar, dünya siyasetini ve gelişmesini sağlayacak olan “temel enerji”dir. Toplumlar ve hatta devletler bu “farklılaşma enerjisi”nin doğurduğu “entegrasyon”la ortaya çıkarlar ve yaşamlarını sürdürürler. Farklılaşma varsa toplum vardır, devlet vardır. Aksi halde toplumlar ve küresel çapta dünya siyaseti çökmeye mahkûmdur.
Evreni ayakta tutan “farklılaşma enerjisi”dir. Farklılaşma enerjisi(entropi) azaldıkça evren ölüme yaklaşır. Canlıyı ayakta tutan farklılaşma enerjisidir. Farklılaşma, Allah’ın bir lütfudur ve sünnetullahtır. Bunu kavramadığınızda, yani bu esasın insanlar ve toplumlar için bir hayat enerjisi olduğunu kavrayamadığınızda; o zaman çevreyi ve ekosistemi yok edersiniz, ürünü ve insanı tekleştirmeye çalışıp yok edersiniz. Toplumsal hayatı; farklı toplumların, milletlerin, dillerin hikmetini kavrayamayıp yok edersiniz. Var olan canlı hayatı ve toplumları; yahut “gezegenimizin yaşam sistemi”ni, iyileştiriyorum, geliştiriyorum, evrimleştiriyorum gibi şeytani hayallerle tekleştirerek yok edersiniz. Sonsuz Yüce Allah, her şeyi zıddıyla yarattığını; her şeyi çift çift yarattığını bize açıkça bildiriyor.
Sovyet sosyalizmi, neden çöktü? Bunun tek, açık ve kesin bir cevabı var: Lemurya şeytan toplumununfarklılaşmayı ortadan kaldıran; toplumun canlılık ve gelişimini donduran “komün yaşamı”nın kopya edilmesi.Farklılaşmayı öldüren “tektipleşme”. Toplumun bütün boyutlarda; kadın-erkek, zengin-fakir, farklı meslekler-çabalar, farklı inanışlar, farklı görüş ve düşünceler, özgürlükler vs. gibi farklılaşmalar ortadan kaldırılmış, bunun yerine; sözde gerçek komünizme geçişi sağlamak için, “komünist partisi diktatörlüğü” kurulmuştur. Böyle bir sistemin geleceği olamaz ve de olmamıştır.
Bugün, dünyanın sözde özgür, liberal, kapitalist batı uygarlığı; ne özgürdür ne liberaldir ne de kapitalistir. Geldiği noktada, “oligarşik bir derin gücün planları”, bu planlara bağlı hedefleri, bu hedefleri gerçekleştirmeye yönelik sosyal, ekonomik, siyasal eylemleri söz konusudur. “Batı dünyası”nın öncülüğünü yaptığı sözdeözgür Dünya, adeta kendilerini tanrılaştırmış olan bir takım klan şeflerinin ağzından çıkan emirlere mahkûmdur. Toplumsal ve küresel bazda faklılaşma ölmüştür.
“Küresel ekonomi”yi ve “altın”ı elinde bulunduran bu güçler, dünyayı bu “ölü nokta”ya; “kriz ve kaos kapısı”na getirdiği gibi, bundan sonraki dünyanın geleceğini de kendileri belirleyecektir. Çünkü tüm küresel, ekonomik, siyasal faktörler ve aktörler kuyruktur. Bu “küresel güc”ün dışındaki aktörlerin, dünyanın geleceğiyle ilgili hiçbir ciddi görüşü, raporu, programı yoktur. Dünya’da böyle görüşler serdeden sosyal-siyasal gruplar olsa da, onlar marjinal hale getirilmiştir ve bu görüşleri sönümlü bir ses dalgasından ibarettir.
Özetle Batı’nın öncülük ettiği bu sözde özgür dünya, “toplumsal ve küresel farklılaşma”yı yok etmiş;”tekil-oligarşik bir siyasal konsorsiyum”a dünyayı mahkum etmiştir. Sosyalizm gibi bu sistemin de çöküşü kaçınılmazdır ve çökecektir. Fransız sosyolog Alaine Touraine’nin; “Toplumlar öldü, sosyoloji öldü, çöküş kaçınılmaz.” şeklinde özetlenecek tespitleri, gerçeğin ilanından başka bir şey değildir.
Sonsuz Yüce Olan Allah, kolay bir yaşam ve kazancın nasıl bir güce dönüşeceğini; Rahman olan Allah’ı örten”zalimler”in, bu ” oligarşik güc”le nasıl bir “tiranlık” kuracağını bize önceden bildirmektedir:
“İnsanlar, tek(zalim) bir ümmet(güç) haline gelecek olmasaydı; Rahman’ı örten kimselerin, evlerinde gümüş tavanlar ve üzerinde yükselecekleri merdivenler kılardık.” [ZUHRUF(43)/33]Kaynak:yaklaşansaat.com-TUNALIM…

KURTULUŞUN TEK YOLU

 

BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Baş, “Siyaset sahnesinde yer aldığımız tarihten bu yana ‘devletle milletin, siville askerin barışmasından başka çıkar yol yoktur’ dedik. Onun için her birimize düşen vazife Yüce Milletini ‘bir bilek, bir yürek’ yapmaktır” dedi.

BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş, Türk milletinin tarihinin her döneminde Batının tüm karartmalarına rağmen insanlığa hizmet etmiş yüce bir millet olduğunu belirterek, “Türk milleti idaresine aldığı insanlara her dönem hizmet etmiştir. Üstüne yatak, altına yorgan olmuştur. Zulmetmemiştir, eziyet ve çile etmemiştir. İnsanca muamele etmiştir” dedi. Prof. Dr. Haydar Baş, Türk milletinin ve medeniyetinin özelliklerinden örnekler eşliğinde söz ederek, şunları kaydetti: “Bizim literatürümüzde medeniyet; insanın insanlara insanca davranması, onların ihtiyaçlarını gidermesi, karnını doyurması, sırtını giydirmesi, komşusu açken tok yatmamasıdır. 1071 Malazgirt Muharebesinin ardından dedemiz Alparslan, Anadolu yaylasında bulunan Keldanisine, Rumuna, Yahudisine, Yezdanisine gidiyor. Bu kavimlerin tamamına öyle bir hizmet getiriyor ki, onlar da ‘Bu Türkler çok farklı insanlar’ diyorlar. Fatih Sultan Cennet Mekan Hazretleri İstanbul’u fethettiğinde şehirdeki Hıristiyan ileri gelenler ‘Biz burada papazların külahlarını görmektense, Osmanlı’nın sarığını tercih ederiz’ dediler.”

Bu bir miras
Bu mirasın dedemiz Alparslan ve onun evlatlarından kalan miras olduğunu dile getiren Prof. Dr. Haydar Baş, konuşmasını şöyle sürdürdü: “Bu miras dedemiz Alparslan ve onun evlatlarının mirası. Müthiş bir medeniyet. Kim bunlar? Sarı Saltuk, Şeyh Edebali, Ahi Evran, Dursun Fakih, Hoca Ahmet Yesevi, Hacı Bektaş-i Veli, Yunus Emre, Mevlana, Kaygusuz Abdal gibi veliler, hak erleri… Anadolu coğrafyasındaki insanların Türküymüş, Lazıymış, Kürtüymüş, Çerkeziymiş, Arapıymış, Rumuymuş, Yahudisiymiş, hiçbirini ayırmadan gönüllerini ve ellerini onlara açtılar; ceplerinde ve ellerinde ne var onlara hediye ettiler. Zaman geçti Anadolu yaylası öyle bir yeşillendi ki, Allah Allah. Zamanla İsevi ve Museviler ‘Biz Türkler gibi Müslüman olacağız’ dediler ve Müslüman oldular. Arkasından o Müslüman olan insanlar, ‘Biz Türkoğlu Türk’üz’ dediler.”

Tarihte böyle bir millet yok
BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Baş, ‘dünyada taşıdığı inancı insanlara muhabbetle gönüllere intikal ettiren bir başka milleti asla tarih kaydetmediğine’ dikkatleri çekerek, şunları söyledi: “Onun için Yüce Türk Milleti’ne tarih öyle bir şeref verdi ki, bu millete Cenab-ı Allah ‘Allah’ın askerleri’ unvanını verdi. Bu millet Anadolu coğrafyasında devrilmesi mümkün olmayan bir medeniyet inşa etti . Bu medeniyet Osmanlı’nın zevaliyle birlikte merhum Mustafa kemal Atatürk’ün şahsında yeniden ayağa kalktı. Türkiye Cumhuriyeti Medeniyeti, Türk İslam medeniyeti böyle medeni başladı. Dün bu millet neyse, bugün de o millet aynıdır. 11 Haziran’da merhum Mustafa Kemal Atatürk’ü tazim ziyaretinden sonra, Müzeyi geziyoruz. Ne muazzam, ne unutulmaz tarih var Türk milletinde. Ne o, Sakarya Meydan Muharebesi, ne o İnönü Savaşları, ne o Büyük Taarruz, ne o Çanakkale Savaşları… Sen Mehmetçiğimi gör orada, Mehmetçiğimi… Merhum Atatürk’ün kullandığı savaşlar, kılıçlar, tabancalar… Mercekle okunan çok küçük bir Kur’an. Kıyamete kadar devam edecek bir hatıra.”

Asıl hedef Türk milleti
Ruhunda bu anlayış olan Yüce Türk Milleti’nin yeniden ayağa kalktığına işaret eden Prof. Dr. Baş, Türkiye üzerine oynanan oyunlara şu sözlerle dikkat çekti: “Zamanımızda devleti millete, sivili askere karşı getirerek sanki farklı bir millet varmış gibi, sanki farklı siyaset Türkiye’ye hakim olmuş gibi devlet millete, sivil askere düşman oldu. -yle değil mi? Siyaset sahnesinde yer aldığımız tarihten bu yana ‘devletle milletin, siville askerin barışmasında başka çıkar yol yoktur’ dedik. Doğru söylemedik mi? Onun için her birimize düşen vazife Yüce Milleti ‘bir bilek, bir yürek’ yapmaktır. Sivili askeri, devleti milleti, Lazını, Arabını, Kürdünü, Boşnağını, Yahudisini, Çerkezini, Keldanisini, Ermenisini, Rumunu, Yezdanisini bir bilek, bir yürek yapmaktır. Var mısınız? Dünya bu birlikten, bu tevhitten korkuyor ve ürküyor. İçimizden ajanlar aldılar, bedava asker yaptılar. Bu ajanları o kadar bedava asker yaptılar ki, o kadar paraya kendilerini satacak olduklarını bilseydiniz, o ücreti onlara öderdiniz ve o tarafa göndermezdiniz! Oyun Anadolu coğrafyasına, oyun Türk milletine, oyun Türk devletine… Zannetmeyin ki, orduya ve devlete yapılan yanlış, devlet ve orduyla sınırlıdır. Hedef sizsiniz. Asıl hedef Türk milletidir. Kendisini koruyan zırhı olmayan devletin ayakta durabilmesi mümkün olabilir mi? O halde bu ordu, bu devlet yok olacak ki, bu millet sürü haline gelsin. Oynanan oyun günümüze kadar bu milleti sürü yapma oyunudur. Bu oyunu bozmaya var mısınız?”

Anadolu’da bentler taşıyor
Kendisinin siyaset sahnesine çıktığı andan itibaren milletle özdeşleştirdiğini belirten Prof. Dr. Haydar Baş, şöyle konuştu: “Hamalım ben, bakkalım ben, çiftçiyim ben, polisim ben, çöpçüyüm ben, işçiyim ben, bakanım ben, başbakanım ben. Ben bu Türk’ün kendisiyim. Ben Türkoğlu Türküm. Anadolu coğrafyası bu imanla birlikte ayağa kalktı, medeniyetin dipdiri kalmasına sebep oldu. Türkiye yeniden inşa ediliyor? Yeni bir Mustafa Kemal geldi. Onun ruhu Türkiye’ye kan ve can verecek, hareket verecek. Mustafa Kemal ne diyor, bu milletin Mustafa Kemalleri bitmez. Bunu iyi bilin . Şimdi korkaklar ve ödlekler o Mustafa Kemal’e karşı amma görecekler, en sonunda sizden olacaklar, teslim olacaklar. Anadolu yaylasında Mehmetçik Yunanla çarpışırken, din adına ortaya çıkan kalpazanlar, Mehmetçiğe eşkıya diyenler bugün nasıl devletin yanında görülüyorsa yarın da benim yanımda görünecekler. Hiç kuşkunuz olmasın. Anadolu öyle geliyor ki, bentler taşacak, kaçmaya vakit bulamayacaklar. Ancak bu milletin merhameti, yine onları yakalayacak, onları adam edecek.”
3 MAYMUNU OYNAMAYA GEREK YOK

Prof.Dr.Haydar Baş: Başbakan Tayyip Erdoğan’ın ekonomiden teğet geçtiğini zannettiği küresel ekonomik kriz, reel sektörden ve piyasalardan gelen ardı ardına gelen kötü haberlerle, bazı ekonomistleri yeni arayışlara itmiş gibi görünüyor.
IMF emriyle, enflasyon hedeflemesi kapsamında uygulanan sıkı para politikası, Merkez Bankası’nın uyguladığı politikaları tartışılır hale getirdi.
Son on yıldır uygulanan politikaları ayakta alkışlayan ekonomist ve iş dünyası temsilcilerinden “para ve maliye politikalarında gevşetin” talepleri yükseliyor.
Onlara göre MB hızlı bir faiz indirim sürecine girmeli, vergi ertelemeleri ve indirimleri gündeme gelmeli, kamunun tüketimi canladırmaya dönük harcamaları artırılmalı. Jetonların geç düştüğü bu zekalara denecek tek şey var;
GÜNAYDIN…www.milliekonomimodeli.com
Ya; bu ülkede son 5-6 yıldır “Milli Ekonomi Modeli” denilen bir proje bir tez var.
Türkiye’de enflasyon sürecinin talepten değil, maliyetten kaynaklandığını ve sıkı para politikasının ekonomiyi deflasyona sokacağını söylerken, beyler sizler Ayda mıydınız?
Devletin senyoraj hakkını kullanarak, ekonomide emisyonun artırılması, yani sizin ifadenizle para politikası gevşetilmesi gerekiyor derken, sizler Mars’a gönderilen uzay aracında mıydınız?
Yıllık 100 bin YTL’nin altında geliri olan memur, işçi, emekli, küçük esnaf tüketici kesimidir, onlardan vergi alınmayacak ve tüketim canlandırılacak derken, beyler sizler ıssız bir adada Robinson Crusoe ve Cuma ile birlikte mi yaşıyordunuz?
Daha size Prof.Dr. Haydar Baş’ın “Milli Ekonomi Model”inde bahsettiği ekonomi biliminin tanımını, arz-talep arasındaki ilişkiye, deflasyon-stagflasyon geçiş ilişkisine ve daha birçok iktisadi konuya getirdiği yeni açılımları, hatta bu tezin uluslararası dört konferansta ele alındığını, bu organizasyonlarda yüzlerce yerli ve yabancı akademisyenin nasıl ayakta alkışladığını yazmayacağım.
Çünkü siz o sıralar Türkiye’de değildiniz.
Hayır hayır doğru ifadeyle siz dünyada olmazsınız.
Eğer buralardaydınız ve bunları görmediyseniz duymadıysanız, o zaman ya sizlerin akademik unvanlarınız sahte, ya da bu devletin ve milletin imkanlarıyla okuduktan sonra tüm değerlerinizi inkar etmişsiniz.
Bunları duymayan siyasilere bu yazımda bir şey demiyorum, sadece Allah’a havale ediyorum…T U N A L I M

Bağımsız Türkiye Sevdalısı Olmak Şereftir!
Tohum Saç, Bitmezse Toprak Utansın! Hedefe Varmayan Mızrak Utansın! Hey Gidi Küheylan.. Koşmana Bak Sen! Çatlarsan, Doğuran Kısrak Utansın! …

Avrupa Birliği’nin sonu yakın gibi

 

Avrupa Birliği'nin sonu yakın gibi

Almanya’da Euro kurtarma fonu ile ilgili tartışmalar sürüyor.

Almanya Başbakanı Merkel, başta Yunanistan olmak üzere borçlu ülkeleri uyararak bu ülkelerin ev ödevlerini yapmalarını istedi. Avrupa’da borç krizinin sürmesi halinde Almanya’nın son çare olarak başta Yunanistan olmak üzere bazı ülkelerin Euro’dan çıkmasını isteyebileceğine işaret ediliyor

Memur-Sen Ağustos ayı açlık-yoksulluk araştırmasının sonuçlarını açıkladı. Buna göre, 4 kişilik ailenin açlık sınırı 985 TL, yoksulluk sınırı ise 2 bin 698.8 TL olarak hesaplandı. Ağustos ayında fiyatı en çok artan ürün ise yüzde 19.09′luk artışla limon oldu. Ağustos ayında Temmuz ayına göre gıda madde fiyatlarında ortalama yüzde 1.03′lük artış olarak gerçekleşirken, Temmuz ayına göre en göze çarpan değişim yüzde 19.09 artışla limon, yüzde 10.33 artışla salatalık, yüzde 10.27 artışla kuru sarmısak, yüzde 9.10 artışla kümes hayvanları, yüzde 8.74 artışla kabak ve yüzde 8.48 artışla yeşil soğan fiyatlarında gözlendi. Bununla birlikte gıda madde fiyatlarında Temmuz ayına göre yaşanan fiyat düşüklüğü, yüzde 16.32 ile elma, yüzde 9.34 ile patlıcan, yüzde 5.49 azalışla hazır çorbalar ve yüzde 4.46 azalışla kuru kayısı fiyatlarında tespit edildi. Memur-Sen tarafından yapılan araştırmaya göre, giyim ürünlerinde, Temmuz ayına göre ortalama yüzde 2.22′lik bir azalış yaşandı. Giyim madde fiyatlarında yüzde 7.57 ile en çok azalış tişört, yüzde 6.34 azalış kadın tişörtü, yüzde 6.22 azalış ile de kadın gömleği fiyatlarında gözlendi. En göze çarpan fiyat artışı ise, yüzde 1.46 artışla çocuk çorabı, yüzde 0.73 artışla tamir ücretleri, yüzde 0.64 artışla kadın ayakkabısı tamiri ve yüzde 0.58 artışla erkek ayakkabısı tamiri ücretlerinde oldu.

 

Her alanda fiyatlar arttı
Isınma madde fiyatlarında ortalama yüzde 1.14′lük bir artışın yaşandığı Temmuz ayında, aydınlanma madde fiyatında herhangi bir değişim gözlenmedi. Temmuz ayında ayrıca, barınma madde fiyatlarında ortalama yüzde 0.23, sağlık madde fiyatlarında ortalama yüzde 0.18, ulaşım madde fiyatlarında ortalama yüzde 1.31, temizlik madde fiyatlarında ortalama değişim yüzde 0.23, eğitim-kültür madde fiyatlarında ortalama yüzde 0.79, çevre ve su madde fiyatlarında ortalama yüzde 0.34′lük bir artış yaşanırken, haberleşme madde fiyatlarında ise ortalama yüzde 0.24′lük bir azalış gözlendi.

 

 Cât mai aproape de sfârşitul Uniunii Europene

 
Există discuţii în Germania cu privire la fondul de salvare a monedei euro.

Cancelarul german, Angela Merkel , în Grecia, prin stimularea ţările debitoare, aceste ţări a vrut să-şi facă temele. Criza datoriilor Germaniei în curs de desfăşurare în Europa, în ultimă instanţă, în Grecia, a fost subliniat faptul că unele ţări ar dori de euro apariţia
Ordonatorul de-foame de sărăcie anchetă în luna august, aţi anunţat rezultatele. În consecinţă, pentru 4 persoane 985 lire sterline sărăcia alimentară familie, pragul sărăciei este estimat la 698.8 lire sterline în cele 2 mii. În luna august, pretul de cele mai multe produse au crescut 19.09 la sută din capota “a fost o creştere de lamaie. La sută în luna august faţă de iulie preţurile medii de produse alimentare 1.03 o creştere a realizat faţă de luna iulie a crescut cu 19.09 la sută din schimbările cele mai evidente în lamaie, creşterea castravete de 10:33 la suta, o crestere de 10.27 la sută de usturoi uscat, păsări de curte a crescut cu 09.10 la sută, o creştere de 8.74 la suta din dovleac 8:48 la sută creştere a preţurilor a fost observată, şi ceapă verde. Cu toate acestea, preţurile de produse alimentare în preţul scădere faţă de luna iulie, cu 16:32 la suta din mere, 09:34 procente cu vinete, 05:49 la sută scădere a preţurilor de gata făcute supe şi uscate scadere caise la sută a fost găsit în 04:46. Potrivit unui studiu realizat de produsele Officer-Tu, îmbrăcăminte, 22.2 la sută faţă de “iulie Nu a fost o scădere de. 7:57 la sută scădere a preţurilor, cele mai multe cu Imbracaminte substanţă t-shirt, pentru femei t-shirt la suta in scadere 06:34, cu o scadere de 6.22 la sută a fost observată la preţurile de camasa femeii. Majorarea de preţ cea mai notabilă, 1:46 procente creştere în şosete pentru copii, o creştere de 0.73 la suta din costurile de reparare, o crestere de 0,64 la suta din femei pantof om de reparaţii reparaţii încălţăminte şi de creştere a salariilor a fost 00:58 la sută.
Fiecare zonă a crescut preţurile
Warm-up preţurilor materiilor, în medie, 1.14, care are luxul de a o creştere în luna iulie, iluminarea nu a fost observat nici o modificare a preţului materialelor. În luna iulie, de asemenea, preţul mediu de material 0.23 locuinţe, preţurile medii ale elementelor de sănătate 0.18 şi 1.31 la sută preţurile de materiale de transport, preţurile de materiale de curăţare la sută din variaţia medie 0.23, 0.79 la sută a preţurilor materiilor educa ţie-cultură, preţurile medii, mediu şi substanţele apă 12:34 “în timp ce a existat o creştere a preţurilor materialelor de comunicare, de 0,24 la sută media a fost observată o scădere de lux.

Ekonomik kriz mi geliyor?(Criza economică vine?)

Ekonomik kriz mi geliyor?

 Ekonomik kriz kapıda görünüyorEkonomik kriz kapıda görünüyor

Küresel ekonomik kriz dünyayı sarmışken başbakan Erdoğan açık ve net konuşmuştu: “Bize etkisi olmadı. Teğet geçti!”
“Var olan kriz” teğet geçmişti.
Şimdi ise şöyle diyor başbakan:
“Batıda, Avrupa’da kriz olabilir ama biz hazırlıklıyız. Daha önce teğet geçecek dedim şimdi teğet geçeceğe benzemiyor.”
Sadece başbakan değil başta Mehmet Şimşek olmak üzere ekonomi yönetimine yön verenler de koro halinde “kriz geliyor kriz” diye türkü tutturdular.
Garip değil mi: Şu anda Avrupa’da bir ekonomik kriz yok ama olmayan kriz eğer meydana gelirse bizi de teğet geçmeyecek!
Oysa “olan” küresel ekonomik kriz bizi teğet geçmişti.
Nasıl mı oluyor bu çelişki?
Minareyi çalan kılıfını hazırlıyor. Türkiye çok ciddi bir krizin eşiğine doğru yuvarlanıyor. Buna da bir kılıf arıyorlar: Bakın işte Avrupa’da kriz var! Pardon! Kriz olacak! Avrupa’da meydana gelecek kriz bizi de vuracak!
Oysa Türkiye’ye telaş yaratan ekonomik tablonun sebebi Avrupa değil.
Bir: 12 Haziran seçimlerini kazanmak için bütçenin delik deşik edilmesi.
İki: Cari açığın Cumhuriyet tarihinin en büyük rekoruna ulaşması.
Üç: Ekonomideki göreceli rahatlığın sadece düşük tutulan döviz kuruna bağlı olması ve dövizin patlaması ile rehavetin de doğal olarak patlaması krizin, bağıra çağıra “geliyorum” demesinin doğal sebepleri.
Bakın kısa süre önce ne yazmıştık:
“BDDK tarafından yapılan açıklamada vatandaşın bankalara olan borçlarındaki artışa dikkat çekilerek alınacak bir dizi tedbirden bahsedildi. Cari açıktaki endişe verici artışın da ekonomi yönetimini hayli rahatsız etti ği gözleniyor.
Demek isterim ki bizim çok uzman ekonomi yöneticileri uygulayacakları yeni dönem kemer sıkma politikalarını Yunanistan krizine bağlayacaklar.
Yunanistan’da pişip bize düşecek.
“Ne yapalım, Yunanistan’da kriz var, bizi etkilemesi doğal” safsatasına inanacak o kadar çok insan var ki bu ülkede.”(24..06.2011, Yeni Mesaj Gazetesi)
“Cari açık cart dedi” başlıklı yazımızda da şunları yazmıştık:
“Seçimlerden sonra ekonominin durumuna dair en felaket dolu veri, cari açıkla ilgili geldi. Nisan ayında cari işlemler açığı 7. 68 milyar dolar oldu.
TUİK’in açıkladığı bilgilere göre Türkiye’nin cari işlemler hesabı açığı, yılın ilk 4 ayında, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 113,82 artarak, 29 milyar 642 milyon dolar oldu. Yıllıklandırılmış cari açık ise Nisan sonu itibariyle 63.4 milyar dolar.
Bu ne anlama geliyor?
Bu şu anlama geliyor: Türkiye’de ithal mallar yerli mallardan çok kullanılıyor. Türkiye’ye giren dövizden fazla döviz çıkıyor. Cari açığın sürekli artması çok ciddi bir tehlike. Her ne kadar bazıları, önemli olanın cari açığın finanse edilebilirliği olduğunu söylüyorlarsa da Türkiye açısından böyle bir durum yok. Kaynağı belli olmayan paralarla bugüne kadar durumu idare etmeye çalışanlar şimdi panik içinde.
1994 ve 2000 yılındaki krizlerin çok daha katmerlisini ekonomik verileri önümüzde.
Daha fazla gizlemelerine imkân yok. (04.07.2011, Yeni Mesaj Gazetesi)
Olay budur yani!     (((Criza economică vine?)))
 Criza economică apare la uşă
Ziarul britanic Times, “deciziile corecte nu sunt luate, oamenii vor pierde locurile de muncă, de economii, fondurile de pensii, se va topi, oamenii obişnuiţi vor plăti taxe mari”, a avertizat.

Criza economică globală, prim-ministrul erdogan sarmışken lume intervenit în mod clar: “Noi nu am avea efect. Tangenta a trecut! ”
“Criza existente”, a trecut tangenta.
Acum prim-ministru, a declarat:
“În Occident, în Europa, ar putea fi in criza, dar suntem pregătiţi. Va fi, fără îndoială, tangent la tangenta va trece înainte să mă uit ca acum. ”
Nu numai prim-ministru, Mehmet Simsek, a economiei, în special în direcţia de management în corul celor care “vine de la criza de criză”, a song tutturdular.
Nu este ciudat: Noi nu avem o criza economica in Europa, dar în cazul în care criza se produce, nu, ne, să nu depăşească tangenta!
Cu toate acestea, “” tangentă la criza economică globală ne-au trecut.
Cum este această contradicţie?
Jucat pe minaret se pregăteşte teaca. Turcia rulouri spre pragul unei crize foarte grave. Acest lucru, de asemenea, caută un sacou: Uite, există o criză aici, în Europa! Ne pare rau! Criza va fi! Europa în următoarea criză ne va lovi, de asemenea!
Cu toate acestea, tabelul economice care creează tam-tam, deoarece Turcia nu este european.
A: 12 Iunie, alegeri să câştige buget care urmează să fie plin de găuri.
Doi: istoria Republicii de cel mai mare deficit de cont curent a atins un record.
Trei: confortul relativă a economiei nu este numai din cauza ratelor de schimb mai mici şi valută deţinute de explozie ca o explozie de automulţumire naturale în contextul crizei, strigând: “Eu vin”, spune cauze naturale.
Uite, am scris recent:
“Declaraţia BRSA făcută de către cetăţeni, atrăgând atenţia asupra creşterii datoriei către băncile menţionate într-o serie de mă suri care urmează să fie adoptate. Deficitul de cont curent îngrijorător faptul că tulbură profund creşterea observată în gestionarea economiei.
Aş dori să spun că managerii noastre economice se va aplica noua era de centura-înăsprirea politicilor multor experţi bağlayacaklar criză în Grecia.
Gătite în Grecia se va reduce la noi.
“Ce faci, există o criză în Grecia, pentru a ne afecta în natural” sa creada prostii că există atât de mulţi oameni din această ţară “(24 .06.2011, Ziarul Mesaj Nou).
“Deficitului de cont curent coş a spus,” am scris în articolul intitulat:
“După alegeri, datele cele mai catastrofice privind starea economiei, deficitul de cont curent a venit. În luna aprilie, deficitul de cont curent, 7 A fost de 68 miliarde de dolari.
Potrivit informaţiilor anunţate de TUIK, deficitul de cont curent al Turciei, primele 4 luni ale anului, o creştere de 113.82 la sută faţă de aceeaşi perioadă a anului trecut, a fost 29 miliarde 642 milioane de dolari. Anualizat deficitului de cont curent 63.4 miliarde de dolari de la sfârşitul lunii aprilie.
Ce înseamnă acest lucru?
Acest lucru înseamnă: mărfurile importate din Turcia, mult utilizate în bunuri interne. Turcia, care este mult mai mulţi bani în valută. Ameninţare foarte gravă la o creştere continuă a deficitului de cont curent. Deşi unii dintre ei, lucrul cel mai important este disponibilitatea de finanţare a deficitului de cont curent în Turcia în ceea ce priveşte söylüyorlarsa nu au o astfel de situaţie. Numar de angajati pentru a face faţă situaţiei fără o sursă de bani, până acum într-o panică acum.
Crizele din 1994 şi în 2000, înainte de date economice katmerlisini mult.
Nr ascunde în continuare oportunitatea lor. (04/07/2011, Ziarul Mesaj Nou)
Evenimentul este ceea ce, care este!
M.Bayraktar-TUNALIM …

HADİSELERİ DOĞRU OKUYABİLMEK

Uğur Kepekçi Uğur Kepekçi

Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve onun Aziz Milleti, tarihinde hiç bu kadar sıkıntılı ve karmaşık bir hâl almamıştı. Dışta ve içte devletin resmi bir ideolojisi kalmamış, devleti devlet yapan, milleti millet yapan değerler yok olmuş, kırmızı çizgileri silinmiş, rotası şaşmış, küresel dalgalara teslim olarak batma tehlikesi ile karşı karşıya kalmış bir vaziyet arz etmekteyiz. İşin en vahim tarafı, manzara böyle iken yaklaşan tehlikelerden çoğunluğun haberi yok, vatandaşlar sadece kendi gününü kurtarma sevdasına düşmüştür. Yöneticiler de tiyatro oynamakla meşgul…

Birileri görmezden gelse de son zamanlarda işler rayında yürümüyor. Demokratik açılım, anayasa değişiklikleri, yargı ve asker üzerinde oynanan oyunlar, seçim oyunları, sınav yolsuzlukları, BOP kapsamında bölgede üstlendiğimiz taşeronluk ve yansımaları, velhasıl tabir yerinde ise binmişiz bir alamete gidiyoruz kıyamete doğru…

Milli ve dini bütünlüğümüz üzerinde oynanan oyunlar ve yapılan yanlışlar sayesinde milletimiz kendi içinde ayrışmış. Hem içerde hem dışarıda ne İsa’ya ne Musa’ya yaranamayan bir görünüme düşmüşüz. Ne Türk dünyasında, ne İslam aleminde, Türkler artık güven vermiyor. Halklar, söylenenin aksine bize düşman kesilmektedir.

Milletimize yaraşan sağlam bir duruş sergileyemeyen ve küresel güçlerin taşeronluğuna soyunan teslimiyetçi bir zihniyetin sonu bu olsa gerektir…
Çevremizde cereyan eden hadiseleri doğru okuyabilmek için milli kimliğimizi iyi tespit etmek ve kendi değerlerimize uygun bir bakış sergilemek zorundayız.

Millet olmak, tarih sayfalarında asırlarca kalabilmek, her topluluğa nasip olmaz… Millet olmak, köklü bir inancı ve ondan esinlenen, sağlam bir kültürü gerektirir. Milletlerin sürekliliğini sağlamak için bu olmazsa olmaz şarttır…
Aranılan bu vasıfları üzerinde taşıyan, ender milletlerden biri ve en önemlisi Türk Milletidir…

Büyümüşüz, küçülmüşüz, yıkılmışız, dağılmışız amma , ne kadar olumsuz şartta olursak olalım, mutlaka tekrar ayağa kalkmasını bilmiş, “devlet-i ebed müddet” (devletin ilelebet payidar kalacağı) mantığını asla kaybetmemişizdir. Türkün tarihinde hemen her döneme bu mantık hâkim olmuş, bu büyük düşünüş, devletin sürekli ayakta kalmasını sağlayan büyük bir inanç halini almıştır…

İkinci dünya savaşıyla sıcak savaşların ağır faturasını ödeyen devletler, sömürge ve işgal fikriyatını soğuk savaşlara, masa başı entrikalarına taşımış ve şeytanca bir plan olarak da küreselleşme tuzağını oluşturmuşlardır. Küreselleşme mantığıyla “yenidünya düzeni” adı altında “dışı kalaylı, içi vayvaylı” barış ve hoşgörü yalanlarıyla insanları kandırarak tezgâhlar işletilmiş, devlet millet farkı gözetmeksizin herkesin barış ve huzur içinde birlikte yaşayabileceği, böylece dünya barışının sağlanacağı yalanı ortaya atılmıştır.

Ne var ki bu yöndeki çabalar ve atılan adımlar, güçlü ve zengin olan süper devletlerin menfaatleri doğrultusunda, güçsüz ama yer altı ve yerüstü zenginlikleriyle bezenmiş devletlerin, köleleştirilme ve işgal planları bu çerçevede gerçekleştirilmiştir…

Milletimiz, küresel güçlerin oyununa gelerek, inanç ve kültür değerlerini göz ardı etmeye başlayınca, kırılma noktası burada gerçekleşmiştir. Milletimizin harcı olan bu değerler ihmal edilince, şu an yaşananlar mukadder hale gelmiştir. Milleti bir arada tutan değerler bir bir ortadan kalkmaya başlayınca, sağlam ve kalın bir acasa .ro/halat” title=”halat”>halat ın tel tel kopuşu, tel tel ayrışması gibi Milletimiz de çeşitli bahanelerle ayrışmaya başlamış, şu anki halimiz, küresel güçlerin istediği kıvamda, işgal ve sömürge olmaya hazırlanmaktadır…

İçerde ve dışarıda güçlü bir yapının oluşması için bölgemizde çözümün adresi olabilmek ve bu gidişe dur diyebilmek için birleştirici unsur olan “dini ve milli değerler” mutlaka dikkate alınmalıdır. Yoksa birleştiricisi, yapıştırıcısı olmayan hiçbir şeyi yan yana tutamazsınız. Fertler de böyledir, Milletler de böyledir…

Bu fikirler doğrultusunda Prof. Dr. Haydar Baş’ın; “Dini bütünlüğümüz milli bütünlüğümüzdür, Milli bütünlüğümüz dini bütünlüğümüzdür” tespitinin ne kadar büyük öneme haiz olduğunu daha iyi idrak etmekteyiz….U.Kepekçi-TUNALIM…

Kargaların peşinde gelinen nokta

Ey millet geldiğin, getirildiğin noktaya bak ve arkasına takıldığın kılavuzların kalitesini anla.
Seçime giderken getirilip tam da başında yapayalnız bırakıldığın korkunç uçurumun yüksekliğini hesap et, korkunçluğunu tahmin et ve hem küresel kılavuzların hem de onların yerli taşeronlarının kime hizmet ettiklerini anla.
Aziz milletim!
Türk mahkemelerinde yargılanmış, idama mahkum edilmiş ve sonra da cezası müebbet hapse çevrilmiş ve ” isterlerse devletime hizmet etmeye hazırım” diyerek tir tir titreyen bir bebek katilinden dokuz sene içinde nas ıl bir canavar oluşturulduğunu iyi düşün ve geçirdiğin iki genel seçimde de arkasına takıldığın kılavuzlarının “hizmet” kalitesine not ver.
Ey milletim!
Dokuz seneden beri tek başına iktidar olan bir partinin nasıl da küresel tefecilere kılavuzluk yaptığını, seni nasıl soydurduğunu, bin yıldan beri senin olan kaynakları onların heybelerine hangi hilelerle aktardığını tefekkür et ve ona göre kararını ver.
Sevgili hacım, değerli hocam!
Geçen bütün seçimlerde İslami kavramları kullanarak senin oyunu alan mevcut iktidar kadrosunun nasıl da İslam’ı kullandığını ama sadece kullandığını iyi hatırla.
Her seçimde istismar ederek senin oyunu aldığı başörtüsü meselesinde, bütün ipleri eline geçirdiği halde bir tane dahi başörtülü aday koymayarak böyle bir derdi olmadığını ortaya koymadı mı?
İlk defa bunların iktidarında haçlıların safında yer alınarak İslam coğrafyasına karşı savaş açılmadı mı?
Irak işgalinde bir buçuk milyon masum insanı katleden haçlı askerlerinin sağ salim evlerine dönmeleri için dua eden arkasına takıldığınız sayın Erdoğan değil mi?
İslam coğrafyasını hallaç pamuğu gibi atmaya devam eden BOP’un eş başkanı olduğunu defalarca ağzından duymadınız mı?
İlk defa bunların iktidarında domuz eti kasaplık hayvanlar listesine alınmadı mı?
Bunların döneminde zina suç olmaktan çıkarılmadı mı?
İlk defa bu kadro tarafından “ya Allah bismillah”  denilerek kilise kurdeleleri, dinler bahçesi kurdeleleri kesilmedi mİ?
Bütün bunlar son din İslam’da zulüm kapsamında değil mi?
Zulme rıza zulüm, küfre rıza küfür değil miydi?
Zalimlere meylederseniz size ateş dokunur ikazı Kur’an’da yer almıyor mu?
Peki hacım, Allah ve Resulü ile savaş anlamına gelen faiz bunların döneminde toplumun bütün katmanlarına yayılmadı mı?
Peki hacım, birilerini, bir ekibi, bir gurubu kılavuz seçerken neye, hangi ölçüye göre seçiyorsun?
Ülkenin haline bak, insanımızın haline bak, bölgemizin haline bak ve seçtiğin kılavuzların kalitesini anla.
İşte halimiz, tehlikededir istiklalimiz, pek karanlıktır istikbalimiz.
Hesap gününü de mi unuttun? 
A.Karaca-TUNALIM…

Kürtler azınlık değildir, zira onlar Müslümandır

Kürtler azınlık değildir, zira onlar Müslümandır

DP Bursa Milletvekili Adayı Prof. Dr. Baş, başkanlık sistemi konusunda net ifadeler kullanarak, “Başkanın seçilebilmesi için ‘devletçik’lerin olması şarttır. Bunun adına bölünmek denir. Bu üniter yapıyı dağıtıp yok etmektir” şeklinde konuştu.

DP Bursa Milletvekili Adayı Prof. Dr. Haydar Baş, Başbakan Erdoğan’ın ısrarla gündeme taşıdığı başkanlık sistemini değerlendirdi. Başkanlık sisteminin hayata geçmesi için Türkiye’de federatif yapının, bir başka ifadeyle ‘eyalet sistemi’nin hayata geçmesi gerektiğine işaret eden Prof. Dr. Baş, “Eyaletler, ‘devletçik’ demektir. Herbirinin kendi anayasası, kendi hukuku vardır” dedi…

DP Bursa Milletvekili Adayı Prof. Dr. Haydar Baş, Başbakan Erdoğan’ın ısrarla gündeme taşıdığı başkanlık sistemini değerlendirdi. Başkanlık sisteminin hayata geçmesi için Türkiye’de federatif yapının, bir başka ifadeyle ‘eyalet sistemi’nin hayata geçmesi gerektiğine işaret eden Prof. Dr. Baş, “Eyaletler, ‘devletçik’ demektir. Herbirinin kendi anayasası, kendi hukuku vardır” dedi.
Başkanlık sisteminin hayata geçmesiyle ülkenin parçalanma sürecine gireceğini aktaran Prof. Dr. Baş, “Başkanın seçilebilmesi için ‘devletçik’lerin olması şarttır. Bunun adına bölünmek değil de ne denir? Bu yavaş yavaş üniter yapıyı dağıtıp yok etmektir” şeklinde konuştu. 
ABD’deki başkanlık sistemini örnek gösterenlere bu ülkenin tarihinden kesitler sunan Prof. Dr. Haydar Baş, şöyle seslendi: “ABD, 50 tane federe devletten meydana gelmiş bir federasyondur. Orada başkan seçilir. Ancak bunlar gece gündüz savaşırlardı. Güney – Kuzey savaşları… Bunlar ‘kavgadan bıktık, hergün onlarca insan ölüyor; can, mal, namus, din ve vicdan emniyetimiz garantide değil. Bunu gelin garantiye alalım’ dediler. Bunun için o parçaları birleştirerek federasyonu hayata geçirdiler. Başkanlık sistemi bundan ortaya çıktı. Bizim böyle bir derdimiz yok ki! Üniter yapıda 72 millet Türk kimliği altında biraraya gelmiştir. Bundan daha büyük bir birlik olur mu?”

Kürtler azınlık değildir
Prof. Dr. Baş, Lozan’daki görüşmelerde ABD’nin azınlık oyununun nasıl bozulduğunu ise şöyle anlattı: “Başlarında merhum İnönü, murahhas azalar Lozan’a görüşmeye gidiyorlar. Önümüze şu – bu meseler gelince ne diyeceğiz diyor Merhum İnönü. Atatürk ise, ‘Diyeceğiniz tek bir cümle vardır: Onların hepsi Müslümandır, azınlık değildir.’ Gidiliyor, Lozan’da oturuluyor. ABD diyor ki, ‘Kürt azınlığın hakları ne olacak?’ diyor. Merhum İnönü, ‘Kürtler azınlık değildir, zira onlar Müslümandır.” 
Prof. Dr. Baş, Güneydoğu üzerine oynanan oyunlara da dikkat çekerek, halkın işsiz ve aşsız bırakıldığını dile getirdi. Prof. Dr. Haydar Baş, şunları söyledi: “Sen oraya işi getirmezsin, sanayiyi getirmezsin, hayvancılığı ve madenciliği terkedersin, insanları işsiz halde bırakırsın. Ne karsının, ne kocasının, ne gelininin, ne oğlunun işi var. Hiçbirinin işi ve eğitimi yok. Senin gayen onu dağa çıkartmaktır. Bu siyasetin cinayetidir. Yapılacak olan iş, siyasetin gelirleri adaletli bir şekilde dağıtmasıdır.”

Türkiye’de Üniter yapı kolay kurulmadı

Üniter yapı kolay kurulmadı

Yeni anayasa tartışmaları konusunda dikkat çekici açıklamalar yapan Prof. Dr. Haydar Baş, yeni anayasada ‘Türk milleti sözcüğü yer almasın’ görüşünü, “Devletin olmadığı yerde millet zaten olmaz” şeklinde değerlendirdi.

Son günlerde TÜSİAD’ın ortaya attığı anayasa taslağı üzerine başlayan tartışmalar konusunda çarpıcı açıklamalarda bulunan Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş, taslakta ifade edilen anayasada Türk milleti sözcüğü yer almasın görüşünü eleştirdi. “Devletin olmadığı yerde millet zaten olmaz” diyen Prof. Dr. Haydar Baş şunları söyledi: “Yeni anasayada ‘Türk Milleti’ sözcüğü yer almayacakmış. Hangi millet sözcüğü yer alacak, kim adına bu anayasa yapılıyor onu da anlayabilmiş değilim. Devlet o kadar mühim değilmiş, bireyler mühimmiş. Tamam da kardeşim devletin olmadığı yerde millet zaten olmaz. Sen bana bir yer göster ki orada aile, yok orada ordu yok, orada devlet yok. Millet var. Sen tarihi bilmiyorsun, geçmişini tanımıyorsun, insanlıktan haberin yok, ezbere konuşuyorsun. Onu dinleyen adam cebinde parası olduğu için bir şey zannediyor. Öyle şey olur mu? Sen bana bir tek millet göster ordusu yok, ailesi yok, devleti yok. Var mı? Buna sürü denir millet denmez. Böyle bir şey yok.”

Samimi değiller
“Memleketi bu kadar düşünüyorsanız Güneydoğu’da kaç tane işyeriniz var” diye soran Prof. Dr. Haydar Baş şöyle konuştu: “Mademki bu memleketi bu kadar seviyorsun, kaç iş yeri açtın Güneydoğu’da? Söyle bakayım bana bir tane iş yerin var mı? Binlerce insan çalıştırıyorsun niye demedin ki 500 tanesini de Güneydoğu’da açacağım iş yerinde çalıştıracağım. O zaman sen samimi olabilirdin. Sen bozucu, yıkıcısın, sen samimi değilsin samimi olsan bunları söylemezsin. Birliğe beraberliğe dokunan her şey yapıldığı zaman kim ne derse desin, kasıtlı olsun veya olmasın bizim bunun ardından arayacağımız niyet samimiyetsizliktir. ‘Ama efendim o senin dediğin gibi değil’ beni ilgilendirmez. Şurada düğmeye bastığımda buradaki lambaların tamamı söner. ‘Ama efendim ben algılayamadım yanlışlıkla bastım’ demen bir şey değiştirmez. Bilerek bassan da söner, yanlışlıkla da bassan söner.”

Sonuç Türkiye’nin bölünmesidir
Kastın öyle olmasa bile sonucun ülkenin parçalanması olacağını söyleyen Bağımsız Türkiye Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş şunları söyledi: ‘Kişi hürriyeti öne çıkacakmış, devletten bir şey olmazmış, o olsun da o olmasın’ böyle şey olmaz. Bunlar demagoji yapıyorlar, bunlar insanlığı bilmiyorlar, Sosyolojiyi bilmiyorlar, mantıktan haberleri yok, insanlık tarihinden haberleri yok kısaca ahkam kesiyorlar. Ben de bir şey söylüyorum; bunun altındaki niyet ülkenin parçalanmasıdır. Ama bunun kastı bu değildir. Sonuç budur. Onun kulvarından biz gidersek Türkiye’nin parçalanmasına, bölünmesine gideriz.”

Üniter yapı kolay kurulmadı
“Ülkenin bir üniter yapısı var, bu üniter yapı hangi zorluklarla vücuda geldiğini biliyor muyuz biz? Üniter yapı bütün devletlerin kavuşmak istediği en ideal sonuçtur” diye konuşan Prof. Dr. Baş şunları söyledi: “Federasyon; işin altından çıkamazsın, birisi sağa çeker birisi sola çeker küçük devletçikler bir araya gelip senatoyu kurarlar, başkan seçerler. Ama Türkiye’de durum böyle mi? Türk halkının birbirine olan husumeti, kavgası, düşmanlığı var mı? Bana söyleyebilir misiniz? Güneydoğu’da bu kadar terör olmasına rağmen Türk milletine düşman olduğunu kim iddia edebilir? Laz’a düşman olduğunu kim iddia edebilir? Boşnağa, Arap’a düşman olduğunu kim iddia edebilir? Kalkalım hepimiz Güneydoğu’ya gidelim, Diyarbakır’a gidelim. Birisi Türk’tür, birisi Arap’tır, birisi Boşnak’tır ama hepsi Türk vatandaşıdır. Bu kimliklerin hiç birisine orada zerre kadar dokunulmaz. Onların can emniyeti, namus emniyeti, mal emniyeti, din ve vicdan emniyeti o insanlar tarafından teminat altındadır. Dolmuşa bindirilmişler bir grubu devlete karşı çıkarmışlar, o halkın tamamının Türk insanına bakışı masumdur, Türk insanına yakındır, Türk insanıyla derdi problemi yoktur.”

(((structură unitară în Turcia cu uşurinţă stabilit)))
 
 
Prof. angajate în discuţiile despre descrierile remarcabile ale noii constituţii. Dr. Şeful Hayden, noua constituţie “a naţiunii turce de a lua cuvântul” opinie, “starea naţiunii în cazul în care nu există deja”, evaluată în formă.
Recent, a început dezbaterea pe proiectul de constituţie invocate de comentarii TUSIAD izbitoare despre Turcia Partidul Independent (BTP) Preşedintele Prof. Dr. Şeful Hayden, proiectul de constituţie, şi-a exprimat opinia criticat naţiunii turceşti să ia cuvântul parte. “Stat al naţiunii în cazul în care nu există deja”, a spus profesorul. Dr. Şeful Hayden a spus:… “,” Poporul turc “anasayada noi în almayacakmış cuvântul Care naţiune va fi cuvântul, care sunt pe numele de el şi nu înţelege constituţia de stat nu a fost atât de important, persoane fizice mühimmiş fratele OK de stat în naţiune în care nu există deja . Tu arată-mi că există un loc unde familia, nu există nici armată, nici un guvern nu există. Oamenii au. Tu nu stii istorie, cunosc istoria, omenirea nu are nici o veste, vorbim de inima. Ascult orice crede el că este banii de buzunar. Este ceva este You Go-mi o singur ă naţiune, nici o armată, nici o familie, nu de stat?. aveti? Aceasta se numeşte o mulţime de oameni nu spun. Nu este nimic ca asta. ”

Ele nu sunt sincere
“Oraşul natal cred că afacerea dvs. cât de multe sunt în Sud-Est”, se întreabă el Prof. Dr. Şeful Hayden a spus: “Din moment ce iubesc aceasta tara atat de mult, cât de multe a deschis locul dvs. de afaceri în sud-estul Lasă-mă Spune-mi unde Ai un loc de muncă Mii de supărat oameni ce începe la locul de muncă care va rula 500 dintre ele se va deschide în sud-estul Apoi?. ai putea fi sincer Tu perturbator, distructiv, ei nu spun ca esti sincer nu esti sincer.. Uniune la data tragerii la sorţi care atinge tot Nu contează ce, fie că sunt sau nu intenţia noastră deliberată că va căuta samimiyetsizliktir apoi. “Dar, domnule, nu e vă place doar a spus” mi- de afaceri. acolo atunci când am apăsaţi butonul dezactivează toate lămpile aici. “Dar, domnule, am apăsat accidental algılayamadım” este pur si simplu nu schimba nimic Ştiind că merge Bassan, Bassan, de asemenea, se va stinge accidental.. ”

Rezultatul este împărţit Turcia
A declarat ca rezultatul ar fi dezintegrarea de intenţie a ţării, chiar dacă acesta este preşedintele General al Partidului Independent din Turcia, Prof.. Dr. Şeful Hayden a spus: “libertatea de oameni înainte şi să iasă din ceva olmazmış de stat, nu el sau ea sa” nu un astfel de lucru. Aceste demagogii fac, ei nu ştiu umanitate, sociologia nu ştiu, logica nu de ştiri, nici o veste de la ahkam umanităţii tăiat scurt. Eu spun ceva, acesta va sub dezintegrarea ţării. Dar aceasta nu este intenţia. Acesta este rezultatul. Turcia, dezintegrarea a benzii sale, dacă vom mergem, mergem la diviziune. ”

structură unitară construită în uşor
“Ţara are o structură unitară, structura unitară ştim ce dificultăţi am ajuns la corpul? Structură unitară este ideal pentru toate statele pentru a ajunge la rezultatul dorit”, a spus profesorul. Dr. Şeful a spus: “Federaţia, munca nu poate merge sub, cineva trage dreapta, stânga, trage unul dintre statele mici să vină împreună şi să stabilească un Senatului, alege preşedintele, dar în cazul în Turcia ostilitatea a poporului turc pentru fiecare lupta alte,, ura este acolo să-mi spui?. Ai în sud-est,? deşi o astfel de terorist, care ar putea argumenta că poporul turc este inamicul? Laz’a inamic care poate pretinde că Boşnağa, duşman? Arap’a care ar putea pretinde că ne Sud-Est? Să toate Ridică-te, du-te la Diyarbakir. Unul dintre turci, unul dintre Arap’tır, dar toate sunt una cetăţenilor turci Boşnak’tır cel. acestor identităţi, nu este nimeni neatins de siguranţă a vieţii lor, onoare, siguranţă, siguranţa proprietăţii, siguranţa de religie şi de conştiinţă garantată de oameni.. Dolmuşa suprapuse pune un grup împotriva statului, toţi oamenii care arata oameni nevinovaţi turc, aproape de poporul turc, poporul turc ar spune nici o problema “TUNALIM. …

Next Page »

Weblog

Toate drepturile rezervate Weblog.ro